Bu sayfayı yazdır

005 - Kaybolmuş.

Ben anılarımı dost sohbetlerinde sık sık anlatırım. Demiştim ya; Genelde keyifli anılar oluyor. Öyle olunca da muhabbete neşe katıyor. Bugün yazacağım iki anım en az anlattığım anılar sanırım. Birincisi, neşeli sayılsa da, çok anlatmaya değer bir anı değil, o yüzden çok defa aklıma dahi gelmez, ikincisi ise ağlamadan anlatmayı asla başaramadığım için bu kadar az paylaşabildiğim kısa bir hikaye. Hiç neşeli değil. 

Çok yıllar geçti, tarihler birbirlerine girdi, anılara biraz flu. Hatırladığım her iki olayda da bizim dükkan hala kumdan bir sokak üzerindeydi. Bu da bana, bu 25 yıl sonra yazmaya başladığım günlüğüm için doğru sayfada olduğumu gösteriyor. 

İki olayın tek ortak özelliği, hemen hemen aynı yaşlarda, iki oldukça sarhoş adamın gece karanlığında bayimize gelmesi. Tarihler de hemen hemen oldukça yakın.

Bir gece, 90 yılların sonunda, oldukça dandik sokak lambalarının güç bala aydınlattığı bir sokakta, kendi dükkanımızın mesaisini bekliyorduk babamla. Aytaç caddesi, o yıllarda daha cadde olmamış asfaltı olmayan, araba geçmeyen, insan gezmeyen bir sokaktı. 5-10 dk da bir belki bir araba geçer, Bazen de bu arabaları süren heriflerden bazıları muhtelif ve ekseriyetle arabesk şarkıları halka da duyurmak, için hem sesi hem arabanın camını açıp gezerdi. Kum sokaktan toz havalanır, bir kaç köpek havlar, nadiren müşteri gelir, alkollü birşey alırsa da gazete kağıdına sardırırdı. 

İşte öyle gecelerden birinde, Plastik bir taburenin üstünde otururken babam, adamın biri çıka geldi hiddetle. Geçti Babamın karşısına, kısa bir süre sessizce bakıştılar. Sonra adam cebinden bir tomar para çıkarttı, babamın göğsüne vurdu, kucağına bıraktı. “Al” dedi. “Bunu istemiyor musun, al!” Babam durumu anlamaya çalışırken, bir deste daha vurdu adam.. “Al, yetmedi mi bunu da al!” sonra bir deste daha…. 

En sonunda babam kalktı ayağa, “Napıyorsun ?” dedi. Geri koydu paraları adamın ceketine, git dedi evine, gönderdi. Açıkçası o kadar parayla ve o kafayla evini bulduysa oldukça şanslı bir adammış. En büyük şansı da üstüne para attığı adamın, Babam olmuş olmasıydı. Benim en büyük şansım da, kucak dolusu paraya tenezzül etmeyen bir Babamın olmuş olması. Netice de çocuk görür, çocuk yapar! Babam o paraları alıp, bir sürü de bahane uydurup vicdanını da, cüzdanını da rahatlata bilirdi ama babasının dürüstlüğüyle büyülenen bir oğuldan olurdu. Belki dürüstlüğün değerinin, paranın ederinden daha yüksek olduğunu öğrendiğim an o andı. 

 

 

...

 

Sanırım baharın başlarında bir günün gecesinde, gece yarısına yakın, bir sarhoş adam daha geldi. Babam kapının önünde oturmuş sigara tüttürüyordu. Ben ne yaptığımı hatırlamıyorum ama bende dışarıdaydım. Alkolden yüzü kıpkırmızı bir adam, İyi giyimliydi. Lüks değil ama ütülü, temiz kıyafetleri giyiyordu. Kravatını alelade gevşetmiş, bağrını açmıştı. Oldukça sarhoştu. Bir şeyler söyledi. Anlaşılmıyordu. Önce içki istiyor sandık. 

Zor da olsa "Kayboldum" dediğini anladım. Ayakta zor duruyordu. Gider gibi oluyor gitmiyor, Sürekli “kayboldum” diyordu dili döndüğü ölçüde.. "Otur" dedik. Oturmadı. Gözleri yaşlı, boş bakıyordu. Telaşlıydı, korkuyor gibiydi. Kim kaybolsa korkmaz ki? Düşmesin diye koluna girdim ama bir yerden bir ses geliyor ve nereden geldiğini anlamaya çalışıyor gibi, sağa sola meylediyordu sürekli. Evini sorduk, cevap alamadık. "Kayboldum" diyordu. Sürekli, dili döndüğünce "Kayboldum" diyordu. Bunu akıyor, salyası akıyor, eliyle koluyla onları silmeye çalışıyor, nefes almaya çalışıyor, “Kayboldum” diyordu.

Bir müşteri geldi ve babam kısa süre içeri girdi, ben çaresizce sormaya devam ettim. "Adın ne Amca, Mahalleni hatırlıyor musun?, Bir telefon numarası var mı ezberinde? Yakında bir yer var mı bildiğin; Cami, karakol, okul gibi ? ..." Cevaplamadı. Sağ baktı, sola baktı, arkasını döndü ve yine sağa sola baktı. Yolu hatırlamaya çalışıyordu sanmıştım. Bu defa iki omzundan da tutup kendime çevirdim. Tekrar soracaktım ki döndü baktı gözlerimin içine.

 

-Oğlum

dedi.

- Efendim amcacım.

- Oğlum...

- Efendim.

Yeniden oğlum dedi,

- Oğlum gelecekti bugün, olmayaydı şehit… ben kayboldum...

 

O an öylece kala kaldım. Sallana sallana uzaklaştı adam. Ne dur diyebildim, ne başsağlığı dileyebildim, ne anlamı olurdu ki zaten.. Evladını kaybeden bir adama küfür gibi gelirdi zaten.

 

Müşteri gidince babam da çıktı dışarı. Adamın gittiğini görünce “Ne olmuş?” diye sordu.

"Kaybolmuş" dedim. Hiç bir zaman da anlatmadım. Nasıl anlatabilirdim ki... Gözlerimdeki yaşı göstermeden, girdim içeri.

Okunma 56 kez Son değişiklik Perşembe, 21 Nisan 2022 20:12
Ögeyi değerlendirin
(4 oy)

Profesyonel olarak deli. Museum'un Kurucusu ve İş geliştirme sorumlusu. Her pazar yeni bir mektupla esnaflık hayatı üzerinden otobiyografini yayınlayan adam.

INST : Profesyonel1Deli

Yorum yapmak için oturum açın